Bursa Haber – Bursa Haberleri

Bir annelik hikâyesi: ‘Y kuşağı anneyim ben’

Sabiha Gürkaynak, tüm Y kuşağı annelere yalnız olmadığını hissettirmek için yazdığı kitabını, Kitap Ayracı’na anlattı.

Bir annelik hikâyesi: ‘Y kuşağı anneyim ben’

Sabiha Gürkaynak

Sabiha Gürkaynak, işletme okudu, evlendi, yüksek lisans eğitimi için eşiyle Amerika’ya yerleşti. Sonra Türkiye’ye döndü ve iş hayatı başladı.

Ve 2012’de anne oldu. Her şey o zaman başladı; işinden ayrıldı ve eşinin işi dolayısıyla yurt dışına taşındılar. Nisan 2016’da işte bu tüm bu süreç sonundaki anneliğini “Y kuşağı anneyim ben” kitabıyla paylaştı. Şu anda Sofya’da yaşıyor. İki çocuğu, bir kitabı ve sosyal medyada “fazla_anne” adıyla yer ettiği bir bloğu var. 2018’de hanesine bir çocuk hikâyesi ve ikinci kitabını da eklemek için çalışıyor.

Bir annelik hikâyesi:

Y kuşağı anneyim ben

– Bu kitabı yazmaya nasıl karar verdiniz?

Her şey 2012’de oğlum Ali Ömer’in doğmasıyla başladı. Profesyonel kariyerime ara vermiş ve o güne kadar hiç şahit olmadığım, hiç bir kitapta okumadığım türde bir bebeğin annesi oluvermiştim.

İstanbul’da yaşıyorduk ve ailelerimiz başka şehirlerdeydi. Hiç uyumayan ve günün büyük çoğunluğunu ağlayarak geçiren bu bebekle ne yapacağımı bilemezken bizim kuşağın mensubu her anne gibi benimle duygudaş olabilecek başka anneler aramaya başladım. O dönem sosyal medyada anne olmak bu denli popüler değildi ve yaşadıklarını paylaşan anneler de benim yaşadıklarımdan bahsetmiyorlardı. Ya gerçekten bunları yaşamıyorlardı ya da sadece güzel olan anları paylaşmak istiyorlardı. O zaman dedim ben yazayım. Açtığım blog zamanla düşündüğümden daha çok insanın kalbine değdi. Bu yazılanlar uçup gitmesin başka annelere de ulaşsın, onlara da ‘Yalnız değilsin, merak etme geçecek!’ desin niyetiyle en sonunda bir kitap oldu.

Bir annelik hikâyesi:

– İnce düşünülmüş, çok zevkli bir tanıtım yazısı hazırlamışsınız. Kitap yazmakla anne olmak arasında sizce nasıl bir bağ var? Ya da olmalı mı?

Teşekkür ederim. O yazı bizim kuşağın annelik serüvenine çıkarken başına geleceklerden ne kadar habersiz oluşlarına bir atıftı naçizane. Y Kuşağı, Türkiye’de kalifiye kadın iş gücünün kitlesel ölçekte ortaya çıktığı bir nesil. Yani Y Kuşağı anneler ‘Okuyup bir meslek sahibi olacaksın, ne olursa olsun çalışacaksın!’ düsturu ile elleri sıcak sudan soğuk suya sokulmadan büyüdü.

Peki sonra ne oldu? Anneleri koskocaman bir yetersizlik hissi kapladı. Çünkü teknoloji biz büyürken inanılmaz bir gelişme kaydetti; tüm uzaklar yakın oldu ve milyonlarca insan günlük hayatın içinde birbiriyle etkileşmeye başladı. Bu da beraberinde ‘mükemmel kadın’ mitini ortaya çıkardı. Yani ne yaparsak yapalım kusursuz yapmaya çalışırken her şeyden biraz yapan ama hiçbir şeyden yeterince zevk alamayan kadınlara evrildik.

Benim açımdan yazmak ve paylaşmak zamanında çok aradığım ama bulamadığım dost elini bilmediğim bir boşluğa doğru uzatmaktı. Yani uykusuz bir gecenin ardından bir gün doğumunda yazdığım bir kaç satırı okuyan bir anne ‘bu yağmur sadece benim üzerime yağmıyormuş!’ diye düşünüp belki biraz rahatlar da karşılıklı dertleşiriz ve sırf bunun için iyi hissederiz diye yazıyorum. Öte yandan anneliği bir kişisel gelişim okulu olarak değerlendirmek de mümkün. Yani kadının hayatı anne olmadan ve anne olduktan sonra olmak üzere çok keskin çizgilerle ayrılıyor.

Anne olmakla kitap yazmak arasında bir bağ var mıdır, bilemiyorum. Ben ‘anne’ kimliğimin dışında kendimi daha iyi hissettiren bir iş yapıyorum ve bu yazdıklarımı okuyanlardan çok bana iyi geliyor aslında. Üretmeye devam ediyor olmak, profesyonel olarak eğitimini aldığım mesleğimde olmasa da bambaşka bir dalda belki de aslında çocukluk hayalimin tam ortasında olmak iyi hissettiriyor.

Bir annelik hikâyesi:

Nasıl her şeye yetiyor?

– Siz Y kuşağı bir annesiniz. Anneniz de bu durumda X kuşağı. Sizin aranızda nasıl bir bağ var?

Benim annem ‘ev hanımı’ mesleğinin ilk öncüleri olan nesilden. Hani on parmağında on marifet; ‘Nasıl her şeye yetiyor?’ diye düşündüğümüz o kadınlardan. İşte bu neslin kadınları kendi kızlarını -yani bizleri- ‘Ben çalışmadım sen çalış, ben işimi bıraktım sen bırakma!’ diye diye büyüttüler.

Aslında yaşadığımız yetersizlik hissinin en dibinde biraz da annelerimiz yatıyor bana kalırsa. Çünkü şu an bile annem evimize geliyor, nasıl da her şeye yetiyor ben halen anlayamıyorum ve inanamıyorum. Bir yere gidip gelsem çocuk bakılmış, çamaşırlar yıkanmış asılmış, yemekler pişmiş oluyor. Ve aslında en önemlisi de yüzü hala gülüyor. İşte ben bu noktada kendimle sessiz sessiz o kadar uzun analizler yaptım ki ‘Neden ben böyle olamıyorum’ diye sonra cevabı yine kendim buldum: “Ben buna programlanmamıştım”.

Üniversitede okurken, yüksek lisans yaparken, kurumsal hayatta çalışırken bir gün bile evde günler geçirip hiç bitmeyen ev işleri yapacağımı, çocuk bakacağımı, bazen aylarca kuaföre gidemeden, duş almadan kendime bir saat bile ayıramadan 80 kg bir insan olarak yaşayacağımı, hiç ama hiç düşünmemiştim. Yani pedagojik ve magazin boyutunda çok hazırım zannettiğim anneliğe ve annem gibi olma hissine çok hazırlıksız yakalanmıştım. Annem bu dünyada en çok saygı duyduğum kadın. 34 yaşındayım hala hiçbir işi onun gibi yapamıyorum; ama artık kendimle de barıştım. Zor oldu ama başardım. Ben bu kadar yapabiliyorum; o daha fazla ve iyi yapabiliyor.

Bir annelik hikâyesi:

Zor zanaatle harmanlanan sanat

– Annelik zor zanaat ve mesaisi hiç bitmiyor. Bu süreçte kitap yazmayı nasıl başardınız?

Oğlum küçükken geceleri onun uyuduğu yarımşar saatlerde yazarak başladım. Sonra sonra o oyun oynarken yanı sıra oturup yazdım, babasıyla vakit geçirirken yazdım, bazen uyuyabileceğim tek bir saatte oturup yazdım. ‘Anne olunca anlarsın’ mottosunun altındaki en önemli madde benim için ‘O uyuyunca sen de uyu’ diye bir gerçek olmadığı. Yani o uyurken ya da başka birinin bakımı altındayken insan uyumak istemiyor, o nadide vakti uyuyarak harcamak istemiyor sanırım. Muhakkak bir şeyler yapmak istiyor; bazısı için bu bir kahve içmek, bir film izlemek, bir dostla sohbet etmek olabilir benim için çoğu zaman okumak ve yazmak; ben de böyle dinleniyorum sanırım.

Bir annelik hikâyesi:

– Kitap yazmaya devam edecek misiniz?

Şu an ikinci kitabımı bitirmiş durumdayım. Ama kişisel yazan olma -yazarlık haddime değil henüz, af buyurun- hikâyemde şu gün geldiğim nokta beni daha farklı şeyler yazma isteğine sevk etti. İkinci kitap daha çok yurtdışında kendi kendine kalmış orta yaşlarına yaklaşan bir annenin hayat muhasebesi niteliğinde. İnsan memleketten, sevdiklerinden, arkadaşlarından uzağa düşünce, hayata bambaşka gözlerle bakmaya başlıyor. Ben de yeni kitabımda daha çok kendi kendime düşündüklerimi, yaşadıklarımdan çıkardığım dersleri yazmaya çalıştım; şiir tadında değişik bir tür oldu. Umarım sevenlerine ulaşır, okuyanlar da benim hissettiklerimi hissederler.

Bir annelik hikâyesi:

Y Kuşağı Anneyim Ben

Sabiha Gürkaynak

Tuti Kitap

S.: 240

Satın almak için: D&R

Damla Karakuş

[email protected]

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ