Bursa Haber – Bursa Haberleri

Duyguyu Değiştirebilir miyiz?

Psikoloji sistemini duygu-düşünce-davranış üçgeni içerisinde değerlendirip bir de buna fizyolojik yapımızı eklersek olayları daha iyi formülize edebiliriz. Bilişsel-davranışçı yaklaşıma göre psikolojik sitemimiz duygu-düşünce-davranışlarımızın birbiriyle olan etkileşimi ile işler. Bu üçgende bulunan her bir yapı birbiriyle direkt veya dolaylı olarak etkileşim halindedir. Psikolojiyi daha iyi anlayabilmek için bu yapıyı incelememiz gerekir.

Duyguyu Değiştirebilir miyiz?

Hayatımızda karşımıza çıkan hemen her olay başlangıçta mobese kamerası ile çekilmiş gibi tamamen objektif bir haldedir. Yer, zaman ve durum içerebilir. Dışarıdan görüldüğü gibi kalmamasını sağlayan şey ise bizim bu tarafsız olaya yapmış olduğumuz taraflı ve duygu yüklü yorumlardır. Bu sistemin nasıl işlediğine dair örnek vermek gerekirse;
*
Olay: Dün 13:30’da sahilde yürürken arkadaşım Gamze’yi görmem.
Düşünce (Aklıma ilk gelen, otomatik): “Gamze bana selam vermedi demek bana değer vermiyor.”
Duygu: Öfke (80/100)
Davranış: Gamze’yi sosyal medyada takipten çıkarmak.
*
Görmüş olduğunuz gibi, olayın analizi gerçekte olduğu gibi değil de dramatik ve duygusal odaklı şekilde olumsuz duygular çerçevesinde yorumlandığı zaman, problem çarkımız işlemeye başlıyor ve artık hayatımızdan bir arkadaş eksilmiş oluyor. Oysa akılcı bir düşünce ile alternatif bir açıklama getirerek, otomatik düşüncemizi gerçekçi bir hale getirebiliriz. Olumlu açıdan bakmıyoruz, gerçekte olan üzerinden bakıyoruz.

Burada onu görmemin bende yarattığı ilk düşünce gerçekte ne kadar doğru? Bu yorumu yapabilmek adına elimde yeterli kanıt var mı? Bu olay dışarıdan gerçekten böyle mi göründü?

Mesela aşağıdaki cümle olayı daha fazla kapsayıp daha gerçekçi şekilde ifade etmiyor mu?;

“Benim Gamze’yi görmüş olmam onun da beni gördüğü anlamına gelmez. Onun beni gördüğüne dair elimde kesin bir kanıtım yok.”

Bu düşünceyi daha gerçekçi bir hale getirdiğimizde bu olayın bizde yarattığı öfke duygusu ortadan kalkacak, dolayısıyla takipten çıkarma davranışı da hiç oluşmayacaktır. Yani, düşüncemizi “olumlu” veya “toz pembe” bir yere getirmek yerine bilimsel, objektif, kanıta dayalı ve gerçekçi bir hale getirmemizin de yaşam kalitemize katkıda bulunacağını söyleyebiliriz.

Bizde duygu yaratan durum, nesnenin/öznenin kendisi değildir. Mesela aynı ortamda bulunduğunuzda sizin korkmanıza sebep olan şey kaplanın kendisi değildir. Onunla ilgili bu güne dek öğrenmiş olduğunuz her şey, kurmuş olduğunuz bağlantılar veya geliştirmiş olduğunuz inanışlar ve düşüncelerdir. “Kaplan yırtıcı bir hayvandır”, “Kaplan beni tek hamlede öldürür”, “Kaplanlar çok vahşidir” Bu cümlelerin her birisi bir bağlantı ve öğrenilmişliklerdir. Bizde oluşan duygu ise bu otomatik düşüncelerimizin ve o bağlantıların yol açtığı fizyolojik reaksiyonlarımızın bir çıktısıdır.

Yani düşüncemizi kontrol altına alabilmemiz sayesinde, normalde direkt olarak kontrol altına alamıyor olduğumuz duygularımızı da kontrolde tutabiliriz.

UZMAN KLİNİK PSİKOLOG BERKAY ATEŞ

http://pskberkayates.com/

https://www.instagram.com/pskberkayates/

Yayın tarihi: 15.02.2019

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ